Defne’yle İlk Saatler

Şu an mememe yapışık yaşayan bu minik şeyin daha dün akşam karnımda olduğuna hala inanamıyorum. Son 9 ayın hem nasıl bu kadar hızlı hem de nasıl bu kadar yavaş geçtiğine inanamamam gibi. Kaç kardeş büyütmüş olursanız olun, kaç öğrenci yetiştirmiş olursanız olun, kaç kitap, dergi, blog, kurs bitirmiş olursanız olun hiç bir önemi yok. Anne olmadan anneliğin nasıl birşey olduğunu anlamanın asla ve asla başka bir yolu yok. Özgürlüğünüzün bittiği ama yaşamak için daha iyi bir sebebinizin olmadığı yeni hayatınıza hoşgeldiniz:))





Birdim iki oldum



Hastane kapısından girdikten 12 saat sonra kızımı kucağıma aldım. 12 saat ilk doğum için hiç de kötü sayılmaz. Üstelik Defne’nin 4.20kg ve 52 santim doğduğunu düşünürsek:) Onunla ilgili hayatta duyduğum ilk cümle de daha içimden çıkar çıkmaz hemşirelerin hepbir ağızdan “what a big girl” demeleri 🙂 Bu, en son doğumdan yaklaşık 10 gün önce ultrasona girmiş ve Defne’nin 3.300 civarlarında olduğunun sanan ben ve doktorum için büyük bir sürpriz:) Türkiye’de olsam elbette sezaryanlıktım. O yüzden bir kez daha Amerika’da doğurduğum için mutluyum. Biraz zor oldu ama güzel oldu.



Hayatıma damga vuran izler

 
 
Amerika’da doğumda çok önemsenen şeylerden biri de “skin to skin” durumu. Yani bebeğin doğar doğmaz annenin kucağına verilip ten temasının sağlanması. Bunu yaşayamayan anneler için çok üzgünüm ama bebeğiniz doğar doğmaz onu kucaklamak kadar müthiş bir his daha dünyada yok. Fırından çıkmış sıcacık ekmeği tutmak gibi:)

Doğum hem fiziksel hem de psikolojik açıdan önemli burada. Anne bebek teması maksimum oranda. Bebek doğar doğmaz bakımları, ölçümleri, aşısı sizinle aynı odada gözünüzün önünde yapılıyor. Kundaklanıp tekrar kucağınıza veriliyor. Seperation anxiety söz konusu bile değil.

Doğum odasından kendi odamıza geçerken; anneanne, anne, bebek

 
Bakımlar, ölçümler yapıldı artık kendi odamıza geçebiliriz. Ne bir acı ne de bir sızı var hissettiğim. 3.Degree dikişe rağmen:) Bacaklarım desem yerli yerinde. Tuvalete bile gidebiliyorum. İnsan niye bilerek ve isteyerek karnını kestirerek doğurur bilemiyorum.
 
 
Odamıza geçtikten sonra ilk iş nazar boncuklarımızı ve kırmızı tacımızı takmak. O an çok da önemli değil dünyanın başka bir ucunda olmak. Ya da hemşirelerin şaşkın bakışları arasında gelenlere kolonya  tutmak 🙂 Artık Defnecik kollarımda bir uyuyup iki emiyor. Bu emzirme işinin tamamen açısal birşey olduğunu da o zaman öğreniyorum.Bir hemşire adım adım doğru emzirmenin püf noktalarını anlatıyor ardından da emzirmemi izleyerek resmen beni test ediyor. Sütten önce göğüsten gelen kolostrom sıvısı altın kadar değerliymiş. Bir damlası bile ziyan olmadan Defne’ye gitmeli. Neyseki Defne emme konusunda o kadar başarılı ki hemşirenin dediğine göre “She already knows what she is supposed to do” . Kızım şimdiden beni gurulandırıyor 🙂
 

Bu sırada bir elimde ipad diğerinde Defne, eskisi gibi sosyal medyada cirit atabileceğimi düşünürken yanıldığımı anlamam fazla uzun sürmüyor 🙂



Maşallah!

İlk Yorum Yapan Sen Ol!